Free Web Hosting with Website Builder
18 Temmuz 2008 Cuma

{Celebi} iletiler

 
From: "Nurgul Emeksiz" <>
Date: Thu Jul 17, 2008 4:53 pm
Subject: Sayin Emel Anar a cevap


Sayin Emel Anar
Osmanlıca bir dil degildir sadece Türkçenin arap harfleriyle yazılmış halidir. Yüzyıllardır türkülerimiz,şiirlerimiz ,konuşmamız Türkçedir.Yunus Emre Karacaoğlan gibi nice ozanlarımız Türkçe konuşup Türkçe söylemişlerdir.
saygilar

 
 
 
From: yıldız empirme <>
Date: Thu Jul 17, 2008 4:35 pm
Subject: İLİK NAKLİ İÇİN YARDIMM
 MERHABALAR İLİK NAKLİ İÇİN İLGİLENEN ARKADAŞLARA TEŞEKÜR EDERİM BİR KONUYU AÇIKLIK GETİREYİM MAİLİ ATAN FAHRETİN BEY DEGİLDİR BEN ONUN MUHASEBECİSİYİM  BU GRUBA ÜYE OLANDA BENİM BEN PATRONUMUN HALİNİ GÖRÜDÜGÜM ZAMAN ÇOK ÜZÜLÜYORUM VE SİZDEN YARDIM İSTEDİM   İSTANBULDA OTURUYOR MERTERDE İŞ YERİ ZEYTİNBURNUNDA EVİ VAR TF NUMARASINI VERMİŞTİM ORDAN ULAŞABİLİRSİNİZ GAZETECİ YADA TELEVİZYONCU SAGLIK BAKALIGINDA TANIYAN KİM OLURSA OLSUN YARDIMLARINIZI BEKLİYORUZ İBRAHİM ŞUANDA YÜRÜYEMİYO KONUŞMAKTA ZORLANIYOR YÜRÜYEMİYOR  YARDIMLARINIZI BEKLİYORUZ ŞİMDİİDEN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM
 
 
 
 
 
                            ESMA UÇARGASHİ
                   (FAHRETİN BEYİN MUHASEBECİSİ      

From: musa "gülpınar" <>
Date: Thu Jul 17, 2008 5:30 pm
Subject: osmanlı
 
Arkadaşlar, görüşlerinize saygı duyuyorum ancak ;
 
-600 yıl dünyaya hizmet etmiş ve bu toprakları bize bırakan, şanı büyük osmanlının torunlarıymışız.
Be kardeşim, M. Kemal, arkadaşları ve bu halk, dişiyle tırnağıyla kurtuluş mücadelesini vermeseydi, ne bırakacaktı o şanlı atalarınız evlatlarına. Ülke yönetimini yabacılara devredip sıvışmadı mı şanlı Osmanlı padişahımız.
600 yıl dünyaya hizmet etmiş. breh breh breh. Orayı burayı işgal etmekten kendi halkını bile ihmal eden bir osmanlı ne hizmeti vermiş dünyaya ve topraklarımıza. Ne icatlar yapmış da insanlık hizmetine sunmuş. Matbaayımı keşfetmiş. Mimar Sinan da olmasa o camiler ve su yolları da olmayacakmış. Evet Osmanlının tüm düşünce ve yönetim anlayışını silmemiz gerekiyor. İnsana, din ve devlete, dünyaya bakışını tümüyle yok etmemiz gerekiyor. Bunun için, refah içinde yaşayan toplumlara bakmanız yeterli.
 
-Dalga geçerek, Menderesin yazı biçimi asılması nedenimiydi acaba deniyor.
Yazı biçimi düşüncesini anlatıyor rahmetlinin. Hala cahiliye devrine olan hasretini gösteriyor, Ülkenin satışının, bu günlere gelişinin yolunu açan, sahte mutluluklar yaratan bir dönem yöneticisinin.
Birde, D. Gezmiş ile kıyaslamaları yokmu, o acıtıyor canını insanın.
Biri ülkesini satan ve insanının boynuna zincir takılmasını sağlayan baş yönetici, diğeri Ülkesinin bağımsızlığı için canını ortaya koymuş bir delikanlı.
 
Kusura bakmayın ama benim düşünceleimde bunlar, saygı duyup duymamakta serbesttir herkes.

From: Şebnem <>
Date: Fri Jul 18, 2008 12:06 am
Subject: 2+2=4 düzeltme :)))
 
 2+2= 4 bugüne kadar hep böyle bildiniz değil mi?

x = y ................................................olsun
x² = x.y.............................................eşitliğin her iki tarafını 'x' ile çarptık.
x² - y² = xy - y².................................her iki taraftan 'y²' çıkardık.
(x + y).(x - y) = y.( x-y ).....................sol tarafı çarpanlara ayırdık, sağ tarafı 'y' parantezine aldık.
( x + y ) = y.......................................( x - y )'ler sadeleşti.
x + x = x............................................x = y olduğundan,
2.x = x...............................................'x' leri topladık.
2 = 1 .................................................'x' ler sadeleşti.
3 + 2 = 1 + 3........................................her iki tarafa '3' ilâve ettik.
5 = 4...................................................buradan,
5 = 2 + 2.............................................'4'ü, '2+2' şeklinde yazdık.

Evet arkadaşlar
problem 5. satırda 
Grubumuzdan beklenildiği üzere arkadaşlar doğru yanıtı yani yanlış işlemi bulmuşlar. Cevap yollayan, yollamasada kağıt karalayan arkadaşlara teşekkürler.
İşlemler çok karışık olmasada ilk bakışta 2 + 2 = 5 ilginç geliyor.

From: metin aksoy <>
Date: Thu Jul 17, 2008 5:41 pm
Subject: SN.COŞKUN BEFAT BEYEFENDİ VE SN. HASAN CEBECİ BEYEFENDİ;
SEVGİ,SAYGI VE HÜRMETLERİMİ GÖNDERMEK İSTİYORUM SON YAZDIKLARINIZ VE ÖZELLİKLE HASAN BEYİN MENDERES DÖNEMİNİ HARİKA ANLATAN KRONOLOJİ İÇİN.
İNANIN MENDERES'İN BİR HAİNLİK DERECESİNDE VATANSEVER OLMADIĞINI YAZARKEN,O KADAR ÇOK KİTAP OKUMUŞTUM Kİ O DÖNEME AİT,HİÇBİR ŞÜPHEM KALMADIĞI VE BU akp DÖNEMİNDEDE AYNI UYGULAMA VE HAİNLİKLER YAPILDIĞI İÇİN YAZMA GEREĞİ HİSSETMİŞTİM.
SİZİNDE BİLDİĞİNİZ GİBİ BİRKAÇ ARKADAŞ YAZDIKLARIMDAN ALINMIŞLAR VE TUTARSIZ CEVAPLAR GÖNDERMİŞLER!
KIZMIYORUM AMA ÇOK ÜZÜLÜYORUM,HALA YAKIN TARİHDEN DERS ALINMADIĞI GİBİ YAŞADIKLARIMIZDANDA ENDİŞE DUYACAK İNSANLAR DEĞİL ZATEN BUNLAR!
"YETER SÖZ MİLLETİN!" GİBİ YALAN SEÇİM SÖYLEMLERİNİ VE "MARSHAL YARDIMI" NI KONU ETMİŞLER AMA BUNDA BİLE KENDİLERİYLE ÇELİŞMİŞLER!NASIL ÇELİŞMESİNLER Kİ,OKUMUYOR VE ANLAMIYORLAR!
MENDERES DÖNEMİNİ ÖVEN BİR KAYNAK BULAMADIĞIM İÇİN ARKADAŞLARDAN KAYNAK İSTEDİM,VERE VERE BUNLARI VERDİLER!YANİ ÇELİŞKİLER YUMAĞINDAN BAŞKA BİRŞEY SUNAMADILAR!
O DÖNEMİ YAŞAYAN BİRİ OLARAK SN.COŞKUN BEY KISA VE ÖZ ANLATMIŞ,ELLERİNDEN ÖPERİM.AMA HASAN BEYİN VERDİĞİ KRONOLOJİK SIRASIYLA VATANIN AMERİKANIN UŞAĞI EDİLMESİ,HERKESİN YARARLANACAĞI VE İBRET ALACAĞI BİR SUNUM OLMUŞ,ÇOK TEŞEKKÜRLER SİZE.
BU ARADA NAZLI ILICAK KONUSUNU LÜTFEN ATLAMAYALIM!KENDİNİ AYDIN SANIP ÜLKEYİ KARIŞTIRMAKTAN BAŞKA BİRŞEY YAPMAYAN BU MAHLUKATIN,BABADAN HAİN OLDUĞUDA BU KRONOLOJİDE İFADE EDİLMİŞTİR.
BEN BU KRONOLOJİYE MENDERES'İN AHLAKSIZ İLİŞKİLERİNİDE EKLEMEK İSTERDİM,AMA ZATEN ÖNCEKİ YAZILARIMDA YAZMIŞTIM,ATADIĞI BÜROKRATINI GÖREVE GÖNDERİP,BÜROKRATIN EŞİYLE NELER YAPTIĞINI!
ARKADAŞLAR HASAN BEYİN VERDİĞİ KRONOLOJİ İNANIN BİR TARİHSEL DEHŞETİN TA KENDİSİDİR!BU ÜLKE NASIL SATILMIŞ,EN İYİ BELGESİDİR!
 
İPİN UCUNDA SALLANİRKEN,ÇOCUK PORNOCUSU,SERİ KATİLLER BİLE ÇOK MASUM GÖRÜNÜR'!
 
AYRICA MEKTUBUN NEDEN ARAPÇA OLDUĞUNUDA DİKKATLERİNİZE SUNARIM!
EVET DEDELERİM 600 SENE BU ÜLKEYİ OSMANLICA İDARE ETİŞ OLABİLİR AMA ARAPÇA DEĞİLL!!!! OSMANLICA İLE ARAPÇAYI KARIŞTIRACAK KADAR CAHİL OLAMAZSINIZ!
YAZI DİLİNDE ARAPÇA YAZILABİLİR AMA KONUŞMA DİLİMİZ AĞIRLIK OLARAK TÜRKÇE KELİMELER TOPLULUĞUNDAN OLUŞMAKTA VE ELBETTE GEREK MÜSLÜMAN OLMAMIZ,GEREKSE ORTADOĞUDA TOPRAKLARIMIZIN OLMASI HADDİNDEN FAZLADA ARAPÇA KELİMELERİ KONUŞMA VE YAZMA KÜLTÜRÜMÜZE KATMIŞTIR.AYRICA PADİŞAHIMIZIN HALİFE SAYILMASI SEBEBİYLEDE YAZIDA ARAPÇAYI KULLANMAMIZI GEREKTİRİR OLMUŞTU.
 
MENDERES KENDİNİ HALİFEMİ İLAN EDECEKTİ YOKSA!!! DÜŞÜNÜN BAKALIM!
 
YANİ MENDERES DÖNEMİ İLE İLGİLİ SÖYLENEBİLECEK BİR GÜZEL OLAY,VATANA HAYIRLI BİR DURUM BENİM ARAŞTIRMALARIMA GÖRE YAPILMAMIŞTIR.
"YOL YAPTI" DİYENLER OLABİLİR:))) UNUTMAYIN Kİ YOL YAPMAK BENZİN TÜKETİMİNİ ARTTIRIR,YAĞMALANACAK ARAZİLERE ULAŞILMASINI SAĞLAR! AMAÇ KÖYLÜYE REFAH GETİRMEK OLSAYDI,VATANDAŞA HUZR SAĞLAMAK,REFAHI ARTTIRMAK AMAÇ OLSAYDI,İÇ KAYNAKLARA YÖNELİNİRDİ.
AMA HİÇ BİR SAĞ İKTİDAR İÇ KAYNAKLARI KULLANMAYIP,YABANCI KARTELLERİN EMRİNE VERMİŞTİR.
SORARIM SİZE DEMOKRAT PARTİ DÖNEMİNDE KAÇ KM DEMİRYOLU YAPILMIŞTIR?
CEVAP: HİÇ
YANİ SIFIR!
ÜSTELİK YENİLEME VE BAKIM İŞLERİDE ERTELENMİŞTİR!
YANİ BEN DİYEYİM MENDERES,SİZ ANLAYIN TAYYİP!
NE FARKLARI VAR?
CEVAP:HİÇ!
MENDERES DÖNEMİNDE YÜKSELMEYE BAŞLAYAN CEMAATÇİLİK,TAYYİP DÖNEMİNDE ALTIN ÇAĞINI YAŞAMAKTADIR!
ANLAYANA SİVRİSİNEK SAZ,ANLAMAYANA DİYECEĞİM BİR ŞEY YOK ARTIK.
HERKESE SEVGİ VE SAYGILARIMI SUNUYORUM,UMUT DOLU YARINLARIMIZ BİTMESİN AMA ARTIK UMUT ETMEK YERİNE UMUTLARIMIZA ULAŞMAK İÇİNDE CANLA BAŞLA ÇALIŞMAYI DİLİYORUM HERKESE.
 
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.
ALLAH'A ŞÜKÜRLER Kİ ATATÜRK GİBİ BİR LİDERİ BU ÜLKE İNSANLARINA GÖNDERDİ VE ALLAH RAZI OLSUN,(SON DÖNEM BASİRETSİZ,HAİN VE GÜÇSÜZ PADİŞAHLAR HARİÇ)BU VATANI KURUP YÜCELTEN PADİŞAHLARIMIZDAN.
 
GEÇMİŞİ OKUMADAN,ASLA GELECEĞİMİZİ SAĞLAM TEMELLERDEN OLUŞTURAMAYIZ ARKADAŞLAR.
 
İSMAİL METİN AKSOY
 
NOT:İNADINA BÜYÜK YAZIYORUM,EVET BAĞIRIYOR GİBİ GELİYORSAM SİZE BAĞIRIYORUM!
       HİÇ ELEŞTİRİ YAZACAK BİRŞEY BULAMAYAN,BÜYÜK HARFLE YAZDIĞIMA TAKMIŞ!! BELKİ GÖRME       SORUNU OLANLARADA HİTAP ETMEK İSTİYORUM!

From: arzu KEMANCI <>
Date: Thu Jul 17, 2008 5:52 pm
Subject: Davetiye:)
Merhaba arkadaşlar,
 
Yakın zamanda evleniyorum ve davetiye konusunda orjinal bişey olmasını istiyorum önce sizlere sormak istedim:)Bildiğiniz güzel örnek bulabileceğim bir yer var mı?
 
Ayrıca bu konuyla ilgili olarak nişanlım ve ben kendi karikatürlerimizi çizdirmeyi düşünüyoruz. Yardımcı olursanız sevinirimmm.
 
Teşekkürler....

From: "Esin Ayral" <>
Date: Thu Jul 17, 2008 6:19 pm
Subject: Fw: Re: {Celebi} Atatürk diyor ki .......From: Mustafa Gürelli
Sayın Mustafa Güreli,
Sizden gelen bu iletiyi tüm arkadaşlarıma ve üye olduğum gruplara gönderdim,tabiii  isminizi belirterek..bana gelen teşekkürü size iletiyorum,çünkü bu teşekkür size aslında.
Saygılar,
Esin Ayral
 
-------Original Message-------
 
From: Mehmet Cengiz KAYHAN
Date: 17.07.2008 00:55:37
To:
Subject: Re: {Celebi} Atatürk diyor ki .......From: Mustafa Gürelli
 
Çok Teşekkür ediyorum.Sevgi ve saygılarımla.Binlerce kişiye ulaştıracağım

From: neriman güler <>
Date: Thu Jul 17, 2008 6:57 pm
Subject: Kıdem tazminatlarınıza sahip çıkın
Kıdem tazminatlarınıza sahip çıkın yoklama çekiyorlar

ali.tezel@aksam.com.tr

 

Devlet Bakanı Mehmet ŞİMŞEK, kıdem tazminatı konusunda açıklama yapmış diyor ki, kıdem tazminatı artık dünyada bile ödenmiyor Avrupa ülkelerinin birçoğunda yok. Yani bizdeki kıdem tazminatı uygulaması da kalksın istiyor tıpkı neoliberaller gibi düşünüyor, işçiye ne kadar az para verirsen kârın o kadar artar hatta hiç para vermeden işçi çalıştırmanın yolları varsa ara bul diyenler gibi.

1- Sayın Bakan Mehmet Şimşek; bir ülke seçin, örnek alalım!

Bazıları da diyor ki madem işgüvencesi geldi kıdem tazminatı kalkmalıdır, dünyada hem kıdem hem de işgüvencesi olan ülke yokmuş yalan. Gelin bakalım benzemek istediğimi girmek için çaba gösterdiğimiz AB ülkeleri veya benzerleri arasında hangisinde kıdem tazminatı var hangisinde işgüvencesi var.

Dünyada kıdem tazminatı örnekleri



2- Kıdem tazminatı olmayan ülkeler

İlk tablodan da görüleceği üzere Bakan ŞİMŞEK'in kıdem tazminatı uygulaması yok dediği dört ülke var, bunlar da bu tablodaki gibidir. Şimdi Sayın BAKAN'dan istirhamım var kıdem tazminatı uygulanmayan aşağıdaki ülkelerden birisini seçin ve tüm sosyal güvenlik ve iş hukuku uygulamaları ile sosyal yardım uygulamalarını aynen getirelim.

ÜLKELER KIDEM TAZMİNATI

Almanya Yok

Belçika Yok

Finlandiya Yok

İsveç Yok

3- Şimşek'in örnek alacağı ülkelerin asgari ücreti nasıl?

1 Temmuz 2008 gününden itibaren ülkemizde asgari ücret, yüzde 5 artışla 16 yaşından büyükler için geçim indirimi dahil net 503 YTL oldu. Brüt rakam ise 638,70 YTL.



4- Sosyal yardımlarından ne haber

Avrupalı ülkeler, vatandaşlarının onurlu yaşam sürdürebilmeleri, kimseye muhtaç olmamaları için bir takım temel ihtiyaçlarını (gıda, giyim, ayakkabı, barınma, ulaşım, sağlık, eğitim ve ısınma) karşılasınlar diye sosyal yardımlar da yapıyorlar. Buna asgari geçim yardımları diyebiliriz zira ülkeden ülkeye hem ismi hem miktarları değişiyor. Bakan Şimşek aşağıdaki ülkelerden hangisini istiyorsa bütün uygulamalarını aynen alalım.



5- Yine geldik kıdem tazminatı konusuna

İŞ dönüp dolaşıp kıdem tazminatlarının kaldırılmasına geliyor, ara sıra yoklama çekiyorlar bakıyorlar halk tava gelmiş mi? Ses çıkaran yok mu var mı? Diye yokluyorlar. Sesinizi çıkarmazsanız kaldırırlar bu hakkınızı. Öte yandan bugün sadece işçilerin kıdem tazminatı tartışma konusu edilmektedir. Ama tartışma sonucunda kıdem tazminatında bir indirime gidilirse bu, memurları da etkileyecektir. Zira, kıdem tazminatına paralel olarak kamu çalışanlarına da emekli olduklarında çalıştıkları her yıla karşın bir aylıkları ikramiye olarak verilmektedir. Şimşek'e önerim,

  • AB ülkeleri seviyesinde asgari ücret,

  • AB ülkeleri seviyesinde aile ve çocuk yardımları,

  • AB ülkeleri seviyesinde sosyal güvenlik yardımları,

  • AB ülkeleri seviyesinde emekli aylıkları,

  • AB ülkeleri seviyesinde sosyal güvence,

  • AB ülkeleri seviyesinde sendikal haklar, işçilerimize tanındıktan sonra ancak kıdem tazminatına sıra gelebilir. İnanıyoruz ki yukarıdaki haklara sahip olacak işçilerimiz kıdem tazminatı istemeyeceklerdir.

    6- Çalışanın hayallerine sakın dokunmayın

    Ülkemİz işçileri, Avrupa ülkeleri arasında en düşük ücret seviyesine sahiptir ve AB'nin bizi almaktan korktuğu yönlerden biri de 20 milyonluk ucuz işgücünün Avrupa içine akın etmesi gerçeğidir.

    Düşük ücret seviyesi ile çalışanlarımızın en büyük hayali ise kıdem tazminatlarıdır. İşverenden alacakları bu toplu para ile ev, arsa, araba almak ya da oğluna işyeri açmak amacında olan işçilerimizin elinden şimdi bu HAYALLERİNİN de alınması gündemde. Zaten düşük ücret ile emeklilikte alacakları kıdem tazminatı ile hayal kuran işçilerimizin hayallerini de elinden almaz umarım, zira asgari ücret ile açlık seviyesinde yaşayan işçilerin ellerinden hayallerini de alırsanız, çıkabilecek sosyal patlamaların önünde kimse duramaz. Unutmayın, hayal ve ümidi kalmayanların, kaybedecek bir şeyi olmaz.



  • From: "mehmet sezer" <>
    Date: Thu Jul 17, 2008 8:07 pm
    Subject: Re: {Celebi} iletiler
    Bülent BÜYÜKÇELEBİ  yıldız empire konusu için mail adresimi yeniden yazmamı söylemişiniz ama ben kendisinin  tlf gazeteci arkadaşıma ilettim kendisiyle görüşmüşler daha ayrıntılı olarak görüşecekler sonra
    sadece olayın doğruluğü araştırmak için aramıştı doğruymuş
     
    yinede mail adresimi vereyim sezeristan1@gmail.com
     
     
    İlginiz için teşekkür ederim ...
    BB

    From: Anyway <>
    Date: Fri Jul 18, 2008 10:17 am
    Subject: Aşk yüzyılı bitti, seks yüzyılı başladı
    Aşk yüzyılı bitti, seks yüzyılı başladı
     
    Nuran Yıldız Yazdı..

    Başlık fazlasıyla can sıkıcı değil mi? Bence de öyle. Dün oturduğum kafede yan masada bir delikanlı diğerine "öyle güzel gülüyordu ki aklımdan çıkaramıyorum" diyordu. Belli ki yüreği kanatlanıp gitmiş ve o gülücüğe konuvermiş.


    Eskiden olsa duyduğum bu söz derin bir "ah" çekmeme neden olabilirdi, "ah aşk sen nelere kadirsin!"

    Ama şimdi epeyce güldüm. Hatta dönüp "Delikanlı, sık dişini bu aşkın değil, seksin daveti" diyesim bile geldi de arkadaşım beni tuttu.
    Geçenlerde "Bir aldatma olayı yazacağım ki, aldatılan bile gülmekten ölüyor" diye yazmıştım da, onca siyasi yazıdan daha çok bu konuyu merak etmiştiniz. Merakınızı gidereyim:

    Bir sabah arkadaşım Ayşe'nin (ismi ben uyduruyorum ama olay aynen gerçek) kapısı çalınıyor. Kapıdaki Ayşe'nin kocasının sekreteri.
    Sekreter ilk kez eve geldiğinden bizimki hafif şaşkın içeri davet ediyor. Bir de kahve yapıyor. Konuk "Size anlatmam gereken bir şey var" diyor.
    Bizimki "dinliyorum" diyerek karşısına oturuyor.
    Sekreter doğrudan konuya giriyor: "Kocanızdan şikayetçiyim. Beni diğer bürodaki sekreteriyle aldatıyor." Tavrında utanma, sıkılma zerre yok.
    Ayşe şokta. Çünkü kocasının iki ayrı bürosu, iki ayrı şirketi ve iki ayrı sekreteri var. Bürolardan birinde öğleye kadar kalıyor, öğleden sonra da diğer büroya geçiyor. Aldatılmaktan şikayetçi olan öğleden sonraki sekreter.
    Ayşe "pardon" diyor, "Benim kocam seni sabahki sekreterle mi aldatıyor?" Sorusunun komikliği şoku atlatınca aklına geliyor elbette.

    Kız hiçbir utanma belirtisi göstermeksizin "evet" diyor, "Bunca zaman katlandım ama artık katlanamayacağım, onun için size haber vermek istedim. Bir şeyler yapmanız lazım."
    Ayşe, ilişkiyi ayrıntılarıyla, seks pozisyonlarını bile uzun uzun anlatan kızı yolcu ederken "Merak etme, söylerim bir daha yapmaz" demiş. Durumu bana anlatırken de bu lafını "Edepsizlik çamuruna batmış birine başka ne diyebilirdim ki?" şeklinde açıkladı.

    Bizimki bir de araştırıyor ki kocası yalnızca iki sekreterle olsa iyi, geçen yıl eve temizliğe gelen kadınla da işi pişirmiş.
    Boşanma davaları sürüyor. Tuhafı adam boşanmak istemediğinden dava da bitmiyor. Ayşe yüzünde acı bir tebessümle "Düşünebiliyor musun? Sevgilisinin biri diğerini bana şikayet ediyor. Beni karısı olarak hesaba katan bile yok" demiş ve eklemişti "bu adamı heyecanlandırmak için özel iç çamaşırları aldığımda 'sen fahişe misin de bunları alıyorsun' diye bana kızıyordu, biliyor musun?"
    Elbette kocanın durumu bir yanıyla psikiyatrlık ama diğer yanıyla seksin yalnızca aşkın değil, utanma, edep gibi ahlaki duyguları da yok etmesi.

    19. yüzyıl büyük aşkların yüzyılıydı. Geride pek çok şiir ve roman bırakan büyük aşkların. 20. yüzyılın önemli bir kısmı da öyleydi. Ama 21. yüzyıl aşkın çöpü boyladığı yüzyıl.

    "Her çağda seks önemlidir" diye e-posta gönderenleriniz olacak, onlara hatırlatmak istediğim bu yüzyılda seksin yalnızca seks, çiftleşme anlamında hüküm süreceği. Bağlantısız, vaatlerden uzak. O an ve orada. Sonrası yok. Eğer aynı kişiyle iyi seks yapılmışsa belki birkaç kez daha aynı kişiyle olacak. O kadar.

    Etrafınıza bakın "elektriğimiz tuttu" sözlerinin çoğaldığını göreceksiniz. Bu elektrik meselesi bağlılığı ifade eden "tutku"nun yerini aldı. Yarın elektrik birden bire kesiliverir ve kimse kimseyi suçlamaz.

    "Seni seviyorum" demek "Benimle seks yapar mısın?" demekle neredeyse aynı anlama geliyor.

    Etrafınıza bakın en uzun ilişkinin (evlilik demiyorum) ömrü bir yıl.

    Dahası geçenlerde bu yüzyılın mantığını açıklayan iki kitap (daha pek çok var) haber yapıldı. Biri "Just Do It (Sadece Yap)" idi. Diğeri "365 Nights."  Her ikisinin de konusu sürekli seks yaparak evliliği kurtarmak üzerineydi.
    Üst üste seks yapmak evliliği kurtarır mı? Bence kurtarır. Ama bu kitapların yazarlarıyla gerekçem aynı değil. Onlara göre sürekli sevişme birbirlerine şefkati artırıyormuş. Bence öyle değil. Bu kadar seks adamı seksten soğutacağından başka kadınlar kabus gibi geleceği için.

    Neyse benim tavsiyem; öyle "Benim kocam yapmaz", "Benim karım asla", "Benim sevgilim hiç yapmaz" türü cümleler kullanmamanız.
    Her kadın ya da adam seks için fırsatlar uygunsa yapar. "Benimki yapmaz" deyip de milleti kendinize güldürmeyin.

     AKLIMDA KALAN
     Sinan Aygün'ün serbest kaldıktan sonraki durumu:
    Bilmiyorum bunu söylemek Ergenekon savcılarını kızdırır mı ama ben ATO Başkanı Sinan Aygün'ü severim. Enerjisine imrenirim. Serbest bırakılınca da koşarak kapısına gidip "geçmiş olsun" demedim ama çok sevindim. ATO'da yaptığı konuşma çok başarılıydı. Polise, yargıya güvenini, devletine bağlılığını anlatan sakin bir konuşmaydı. Orada bıraksa çok daha iyi olacakken geçmiş olsun ziyaretlerine gelenlere içeride yaşadıklarını anlatması kendisini sıkıntıya sokmaya başladı. Özellikle gazetecilerin ziyaretinde onların dostluklarına güvenip, gazeteciliklerini unutunca söyledikleri yazıldığında "öyle söylemedim" açıklamaları yapmak zorunda kaldı. Kendisine kaç defa "söz ağızdan çıkmadan dil ağızda yedi kez çevrilmeli" dediğimi hatırladım da.


    From: "Kelebek Biricik" <>
    Date: Thu Jul 17, 2008 8:31 pm
    Subject: Turkcell'den Bilgilendirme

    Bilinmeyen numaralar servisine kaydı olan Turkcell müşterilerine aşağıda ki sms metni gönderilmektedir.

     

    Gönderen:TURKCELL

    Numaranizin  ve isminizin rehberlik hizmeti verecek olan ozel firmalarla paylasilmasini istiyorsaniz EVET, istemiyorsaniz HAYIR yazıp 2180'e ucretsiz gönderin.

     Turkcell rehber veri tabanında yer alan numaranız ve isminizin, bilinmeyen numaralar servisine kayıtlı olduğu sürece, Rehberlik Hizmeti verecek  firmalarla, mevzuat gereği paylaşılması gerekmektedir.

    Numaranızın ve isminizin rehberlik firmalarıyla paylaşılmasını istemiyorsanız HAYIR yazıp 2180' ücretsiz olarak gönderebilirsiniz. Bu mesaja HAYIR yanıtı vermeniz durumunda herhangi bir bilginiz paylaşılmayacaktır.

    Numaranızın ve isminizin rehberlik firmalarıyla paylaşılmasını istiyorsanız EVET yazıp 2180' ücretsiz olarak gönderebilirsiniz. Bu durumda Rehberlik firmaları, Şirketimizce paylaşılacak cep telefonu numara bilginizi ve isminizi, başka kaynaklardan edinecekleri faks, e-posta, meslek gibi bilgilerinizi de kullanarak, internet, kısa mesaj, basım ve diğer mümkün sorgulama yollarından bir ya da birkaçı ile talep eden kullanıcılara ulaştırabilecektir.



    --
    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE


    Silent Hill Origins OST
    http://rapidshare.com/files/130582341/Silent_Hill_Origins.part1.rar
    http://rapidshare.com/files/130579602/Silent_Hill_Origins.part2.rar
    Chick Corea, Bela Fleck  --The Enchantment
    http://rapidshare.com/files/130595108/ChickCoreaBelaFleck-TheEnchantment.rar
    Hellboy II The Golden Army 2008 OST
    http://rapidshare.com/files/130593782/OST-Hellboy_2_The_Golden_Army_2008__Danny_Elfman_.part1.rar
    http://rapidshare.com/files/130587423/OST-Hellboy_2_The_Golden_Army_2008__Danny_Elfman_.part2.rar
    Silent Hill 3 OST
    http://rapidshare.com/files/130571486/Silent_Hill_3_OST.rar
    Batman - Dark Knight 2008 OST
    http://rapidshare.com/files/130569632/Batman-Dark_Knight__2008__OST.rar
    Prelude - The Best of Charlotte Church
    http://rapidshare.com/files/130566894/CharlotteChurch-TheVeryBestOfCharlotteChurch.rar
    Silent Hill 2 OST
    http://rapidshare.com/files/130563150/Silent_Hill_2_Original_Soundtrack__Akira_Yamaoka_.rar
    Silent Hill 1 OST
    http://rapidshare.com/files/130560676/Silent_Hill_1_OST.rar
    European Jazz Trio --Fantasista
    http://rapidshare.com/files/130371385/EuropeanJazzTrio-Fantasista.rar
    Carla Bruni --Comme Si De Rien N'etait [IMPORT]
    http://rapidshare.com/files/129924031/CarlaBruni-CommeSiDeRienNEtait.rar
     

    From: Pınar Yücel <>
    Date: Thu Jul 17, 2008 10:20 pm
    Subject: Re: {Celebi} iletiler
    Sayın İIbrahim KARADIREK
     
    Bosch ile ilgili  yaşadığınız mağduriyetinize çok üzüldüm.
     
    Çünkü bende başka bir markadan buna benzer durumla karşılaştım size tavsiyem  Bu durumu www.şikayetimvar.com sitesine üye olup
     
    oraya açık ve net birşekilde durumunuzu dile getiren bir yazı yazın inanın faydasını göreceksiniz.

    From: Emre <>
    Date: Fri Jul 18, 2008 11:17 am
    Subject: Bill (fikra)
    Taksi isik icin durmus, adamda kapiyi acip iceri binmesi ile kapiyi kapatmis, araba hareket etmis.. "10 saniye gecikseniz hareket etme zorunda kalacaktim. Harika bir zamanlama!" demis sofor.. "Tipki Bill gibi!" "Kim?" "Bill Smith.. O her seyi mukemmel yapan biridir..!" "Poh!" demis adam, "Herkesin yapamadigi bir seyler vardir..!" "Bill icin bu kural gecerli degildir!" demis sofor.. "Muhtesem bir sporcudur.. Teniste ustune yoktur, Pavarotti gibi sarki soyleyebilir, Broadway starlari gibi dans edebilir!" "Bill gercekten acayip biriymis!" demis adam.. "Oh! evet!" diye devam etmis sofor,"Bill' in muthis bir hafizasi vardir, herkesin yas gununu hatirlar, sarap konusunda bir numaradir, ne hangi catalla yenir, bilir.. Her seyi tamir edebilir.. Benim gibi beceriksiz degildir.. Ben bir sigorta degistirsem mahalle kararir.." "Bu Bill'i cok iyi taniyorsun" demis musteri.. "Yooo" demis, sofor.. "Hayatimda hic gormedim!" "Peki, nasil bu kadar cok sey biliyorsun hakkinda?" "Sorma!" demis sofor, "Onun eski karisiyla evliyim!.."

    From: "RhSn" <>
    Date: Fri Jul 18, 2008 9:16 am
    Subject: 37 derece su ıle neden yıkanamıyoruz acaba ?
     

    İnsanın vücut sıcaklığı 37 derece ise neden aynı sıcaklıkta banyo yapamıyoruz suyu ılıtarak banyo yapıyoruz?
    Vücut sıcaklığımızdan kastedilen, derimizin üst kısmının değil, vücudumuzun içinin sıcaklığıdır. Bu nedenle vücut sıcaklığı ölçülürken, civanın iç sıcaklığımıza göre yükselmesi için belirli bir süre beklenir.
    Normal şartlar altında 37°C'lik bir suda gayet rahat yıkanabiliriz. Ancak bu, o anki cilt sıcaklığımıza da bağlı. Şifalı özellikleriyle kullanılan termal suların sıcaklıkları da, içeriklerine de bağlı olarak sıklıkla 37°C. Ancak, bazı durumlarda 55-60°C'ye kadar da çıkabiliyor.
    Su sıcaklığına toleransınız ya da bu konudaki tercihiniz, cilt özelliğinizden, alışkanlıktan ya da o anki cilt ısınızdan kaynaklanıyor olabilir. Yoksa 37°C, vücudun gayet rahat tolere edebileceği bir su sıcaklığı.

    From: "ulger kahraman" <>
    Date: Fri Jul 18, 2008 11:29 am
    Subject: 'Vurun CHP'ye!'
    18 Temmuz 2008

    Özdemir İNCE

     

    'Vurun CHP'ye!'


    AŞAĞIDA okuyacağınız metin 12 Temmuz 2008 günü saat 11.35'te Kubilay G. adlı bir okur tarafından gönderilmiş. Birkaç sözcük değişikliğinin dışında mesajı olduğu gibi yayınlıyorum:

    VURUN BAYKAL'A

    "Menderes'in ilk hükümeti kurduğu gün olan 22 Mayıs 1950 yılından bugüne tam 21.232 gün geçmiş. 707 ay 22 gün ya da 58 yıl 62 gün... Bu sürenin 92 ay 3 gününü, yani 7 yıl 208 gününü cunta hükümetleri ile geçirmişiz. Geri kalan sürenin 15.104 gününde; yani 503 ay 14 gün başka bir deyişle 41 (kırk bir) yıl 139 gün boyunca Menderes - Demirel - Özal - Çiller - Akbulut - Yılmaz - Erbakan - Gül - Tayyip gibi sağ görüşlü ve muhafazakár arkadaşlar direksiyondaymış.

    Bizim aslan demokratlar ne mi yapmış? 4 yıl 242 günü sağ partilerle yapılmış koalisyonlar ile olmak üzere topu topu 3.365 gün yani 112 ay 5 gün veya 9 yıl 80 gün iktidar olmuşlar.

    Peki, geride kalan 58 yılda, ülkemizin çağdaş dünyanın, bilimin, sanatın bu kadar geri kalmasının sebebi kim olabilir sizce... Söyleyeyim, Baykal!!! Çünkü en iyi bildiğimiz şey muhalefet yapmak, ama kendimize... Yahu adamlar Yıldırım Akbulut gibi bir adama sempati duydu, Erbakan gibi bir garabete bile oy verdi, destek çıktı, biz bir türlü beğenemedik Baykal'ı... Evet, ben de sevmiyorum adamı... Ama her pozisyonda da CHP'ye ve başkanına kafa göz girişmek nedir? Biz birbirimizi yerken adamlar ha bire yeni lider çıkardı. Bunu yaparken lider karizmasıymış, yetenekmiş, demokrasiymiş demediler. Onlar için önemli olan ideolojilerinin iktidar olmasıydı. Biz böyleyken, RTE çıkıp CHP'nin çakılı bir çivisi olmadığını da söyler, Fırat ağa travma yaratan devrimlerden de bahseder. 58 yılın sadece 4.5 yılında tek başına iktidar olmuş bir ideoloji şu günlerde ülkenin içerisinde bulunduğu durumun tek sorumlusu olarak gösteriliyor ve biz yani Atatürk gençleri de her durumda Baykal'ı tekmeleyerek destek veriyoruz AKP'ye... Sevmesek de, içimiz el vermese de CHP hálá bizim bu ülkenin partisidir. Adam gibi bir alternatif çıkartamadığımız sürece, son 7 yıldır memleket için çok elzem konularda yasalaşması planlanan bazı kanun ve kararnamelerin önünde tek başına duran, onun dışında özgürlükçü görülen hiçbir sosyalist partinin yer almadığı kavgalar veren, her yaptığı siyasi uyarı eninde sonunda gerçekleşen bir partiye köstek olmamalıyız.

    41 yılda ülkeyi bu hale getiren zihniyet hálá iç dinamiklerinden yeni ürünler çıkartabiliyor (Abdüllatif Şener). Ve bu halk her şeye rağmen yine de illa ki "sağ" diyebiliyor. Çünkü, solu bitirmek için her gün CHP'ye vuran kişilere bizler de katıldık."

    MEGALOMANİYİ BIRAK

    Kubilay G. yazının altına "Buyurun hükümet listesi" diye 19. cumhuriyet hükümeti olan birinci Menderes kabinesinden (22.05.1950), 60. Recep Tayyip Erdoğan (22.07.2007) hükümetine kadar bir liste eklemiş. Bunu da bilginize sunmak isterim.

    Konuya tekrar döneceğim ama şimdilik bu son bölüm. Kendini gerçekten "sol" olarak tanımlayan seçmen CHP'den ne istiyor? Onun elinden gelen bu kadar! Ama TKP var, ÖDP var, DSP var, SHP var, İP var. Onlar da CHP gibi solu temsil edemiyorsa "sen" kendin(i) temsil edecek bir şey yap! Gevezeliği, bozgunculuğu ve megalomaniyi bırak artık!

    Başta seçmenler olmak üzere sol anakarasının mutlaka dezenfekte edilmesi gerekiyor!

    From: nedim <>
    Date: Fri Jul 18, 2008 2:22 pm
    Subject: sibel yenigun'e cevap..
    Bedia Akartürk olabilir mesela...


    Selamlar
    Nedim YILDIZ
     
     

    From: "handan_50" <>
    Date: Fri Jul 18, 2008 1:21 pm
    Subject: Sayın osmanlı torunu
    Olayı tartışma ortamına sürüklemek istemiyorum,yazdıklarım benim fikirlerim,belirttikleriniz sizin görüşleriniz,sizin söylediğiniz gibi "benim için önemi yok"..Doğup büyüdüğünüz yeri sevmeniz çok doğal,siz gene sevmeye devam edin,bem şehrinizi kötülemedim,yeni yetişecek ve kolay kandırılabilecek taptaze bir beyin için bir tavsiyede bulundum.Arşivlere bakınca birara "Bermuda Şeytan Üçgeni" tanımlamasıyla mafya hesaplaşmalarının bölgenizde sıkça yaşandığını görebilirsiniz.(Tabii görmek isterseniz).Bu arada İstanbul ile Sakarya'yı hangi açıdan kıyasladığınızı anlayamadım,nüfus mu,yapılaşma mı,kozmopolitlik mi?..Her neyse siz yine sevmeye devam edin.Bu benim bu konuda yazacağım son yazıdır.İyi günler dilerim..
     
     

    From: "RhSn" <>
    Date: Fri Jul 18, 2008 9:17 am
    Subject: Plastik mini kahve pişiriciler toplatılıyor
     

    Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Sanayi Genel Müdürlüğü tarafından alınan karar gereği elektrik şoku riski bulunması nedeniyle piyasadaki plastik mini kahve pişiriciler toplatılıyor.
     
    Edinilen bilgiye göre, Avrupa Birliği mevzuatı çalışmaları kapsamında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Sanayi Genel Müdürlüğü elektrik şoku riski bulunması nedeniyle plastik mini kahve pişiricilerin toplatılmasını kararlaştırdı.
     
    81 il Sanayi ve Ticaret il müdürlüklerine gönderilen yazı üzerine Sinop'ta ekipler piyasada bulunan söz konusu ürünlerin toplanmasına başladılar.
     
    Sinop Sanayi ve Ticaret İl Müdürü Hayati Yaşar, marka ve modelini bakılmaksızın elektrik şoku riski bulunan ısıtıcıların toplatıldığını belirterek, çalışmanın Avrupa Birliği Hızlı Alarm Bilgi Sistemi-Rapex (sakıncalı ürünler) kapsamında yapıldığını söyledi.
     
    Toplatılma işleminin diğer illerde de gerçekleştirildiğini belirten Yaşar, söz konusu ısıtıcıların sakıncalı olduğunun TSE tarafından da onaylandığını vurguladı.
     
    Bu arada, Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü ekipleri tarafından piyasadan toplanan ısıtıcıların imha edilecekleri bildirildi.
     
     
     
     

     
    From: Hasan Cebeci <>
    Date: Fri Jul 18, 2008 12:50 pm
    Subject: Cevap

     

     

    Sevgili ve de»erli arkadaºlar,

     

    Adnan Menderes'in as¹lmas¹ için "Osmanl¹ca'y¹" biliyor olmas¹ gerekçe gösterilebilirni? Buna nas¹l inan¹r yada itibar edersiniz. Bu tamamen manipülasyon. Adnan Mederes, Osmanl¹ca biliyor olmas¹ için de»il, geçmiºe, yani saltanata geri dönmeyi düºünceden ç¹kar¹p, uygulamaya koydu»u için idam edilmiºtir. Gönderilmiº olan yaz¹y¹ tekrar inceleminizde büyük yarar görüyorum.Ayr¹ca burada var¹lmak istenen as¹l konu ise (+) ve (-) iki kutbun önce kimin birbirini ezece»i idi. Ama baºar¹l¹ olan ihtilali gerçekleºtirenler olmuºtur. Ne (+), nede (-) kutuplar kendi ç¹karlar¹n¹ ülke ç¹kar¹ ile karº¹laºt¹rmam¹ºt¹r. Ve nihayetinde asl¹nda hain de»il denilen bir baºbakan ç¹km¹ºt¹r. Bunada herkes inand¹r¹lmak istenemektedir. Ayn¹ ºimdi yap¹ld¹»¹ gibi.Dikkatimizi da»¹tmas¹nlar dile»i ile, efendim.

    Sayg¹lar¹mla.

     
     

    From: "RhSn" <>
    Date: Fri Jul 18, 2008 9:18 am
    Subject: Dikkat ! İnsomnia olabilirsiniz
     

     
    İnsomnia günlük hayatı, iş yaşamını ve hatta ilişkileri bile olumsuz etkileyebilen bir hastalık.
     
    Sağlığı, günlük hayatı, iş yaşamını ve hatta ilişkileri bile olumsuz etkileyebilen bir hastalık olan insomnia yani uyuyamama hastalığıyla ilgili Medical Park Bahçelievler Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Nalan Kayrak, şu bilgileri verdi:
     
    * İnsomnia ya da uykusuzluk nedir?
    En sık şikayet nedeni olan uyku bozukluğu; uykuya dalmakta çekilen zorluktur. Eğer yattıktan sonra uykuya geçmek yarım saatten fazla sürüyorsa; uykuya dalma zorluğu şeklinde uykusuzluktan söz edilebilir ve bir uzmana gitmenin vakti gelmiştir.
     
    İDEAL UYKU SÜRESİ YOK
    * Uykuya dalamamaktan başka tür uykusuzluklar da var mı?
    Evet. Bazen uykuya dalmakta problem olmaz ama sabah erken uyanılır ve tekrar uyumak mümkün olmaz, ki bu da bir uykusuzluktur. Uykusuzluğun bir başka şekli de gece sık sık uyanmaktır. Bu tür uykusuzluğu olanlar şikayetlerini, 'uyuyorum ama aslında beynim uyumuyormuş gibi geliyor' ya da 'uyanıyorum ama neden uyandığımı anlayamıyorum ve tekrar uykuya dalamıyorum' şeklinde anlatır. Ayrıca horlama, uykuda soluk kesilmesi gibi nedenlerle kişinin uykusunun sık sık bölünmesi ve bunun farkında olmaması nedeniyle uykusuz kalması şeklinde uykusuzluk vardır. Uykusuzluk türlerinin birbirinden ayrılması; uykusuzluğun sebebini anlamak ve doğru tedavi için önem taşır.
     
    * İdeal uyku süresi nedir?
    Ortalama 7-7.5 saat uyumak, yetişkin insanlar için yeterlidir. Ama bu süre herkes için standart değildir; yani ideal uyku süresi diye bir kavram yok. Uyku ihtiyacı kişiden kişiye 4 ile 11 saat arasında değişir.
     
    * Uyku süremizi kısaltabilir miyiz?
    Hayır. Genetik olarak gecede kaç saat uyumaya programlandıysak o kadar süre uyumamız gereklidir. Bizi dinlendiren uyku süresi 7 saat ise bunu 5 saate indirmek mümkün değildir. Geçici sürelerle yapabiliriz ama uzun süre bunu yapmaya çalışırsak, bedelini sağlımızda bozulma şeklinde ödemek zorunda kalırız.
     
    * Uykusuzluk sağlığı bozar mı?
    Kısa süreli uykusuzluklarda; gündüz uyuklama, halsizlik, işe ve düşünmeye odaklanma zorluğu ve isteksizlik görülür. Uzun süren uyku yetersizliği ise; sinirlilik, depresyon, unutkanlık, algı bozukluğu, psikiyatrik bozukluklar ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açar.
     
    HEMEN ENDİŞELENMEYİN
    * Doktora ne zaman gidilmeli?
    Birkaç günlük uykusuzluklar tedavi gerektirmeyebilir. Uykusuzluk şikayeti bir aya kadar uzadıysa doktora gidilmeli.
     
    * Uyku laboratuvarının tanı ve tedavide etkisi var mı?
    Evet var ama öncelikle uykusuzluk şikayeti olan kişiyle görüşme yapılmalıdır ki tanı için uyku laboratuvarına gerek olup olmadığına karar verilebilsin.
     
    *Insomnia: Uyuyamama hastalığı.
     
    Siz uykuyu kovalarsanız o kaçar
    Düzenli uyku alışkanlığı denilince genellikle aynı saatte yatağa gitmek akla geliyor; oysa bu doğru bir inanış değil. Doğrusu şu; uyku gelmeden uyumak için yatağa girmemek gerekiyor. Uykunuz gelmiyorsa o gece uyumayın. Hatta ertesi gün, bunu telafi etmek için de uyumamanız gerekiyor; buna karşılık sabahları hep aynı saatte kalkmaya kendinizi alıştırın. En önemli başlangıç noktası bu: Sabah aynı saatte kalkmak. Gece 1-2 saat uyumuş olsanız bile! Bir süre sonra, beyniniz bu programa uyacak ve gece hangi saatte uyumanız gerektiği kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Uykuyu ne kadar bekler, onu ne kadar kovalarsanız o da sizden o kadar kaçar! Yataktan çıkmak, dikkatinizi uyuma düşüncesinden uzaklaştırmak, hoşlandığınız işlerle uğraşmak, uykunuzun tekrar gelmesini sağlayabilir. Kedi otu ve sarı kantaron otu gibi yatıştırıcı özelliği olan bitkisel çaylar da, doza dikkat etmek şartıyla kullanılabilir.
     
    Her zaman ilaçla tedavi edilmiyor
    Toplumda uykusuzlukların mutlaka yatıştırıcı veya uyku verici ilaçlarla tedavi edildiği gibi yanlış bir kanı var. Uykusuzluk çeken bazı kişiler ilaç bağımlısı olmaktan korktukları için doktora başvurmaktan kaçınıyor; doktorun kendilerine mutlaka bağımlılık yapıcı bir ilaç vereceğini düşünüyorlar. Oysa bu sorun her zaman ilaçla tedavi edilmiyor. Ama kısa süreli uykusuzluklarda bazen uykuya dalmayı kolaylaştırıcı ilaçlar verilebilir.
     
    Sabah

     
    From: sevda �ks�z <>
    Date: Fri Jul 18, 2008 11:03 am
    Subject: Re: {Celebi} iletiler
    merb bn sevda ilk defa gruba mail atyorm.
    cok fazla yazdklarınızı tak,p edmiyorum ama resmlern hepsine büyük bi hayranlkla bakıyorm
    gercektn de muhtesem resmler gönderiosnz.
    cektiğinz ve bizmle paylastığınz resmler için hepnze tesekkr edrm.
    bn size bu fotoğrafları hangi model makineyle cektiğinzi soracaktm.
    bn de bi tane almak istiordm da ne tavsiye edrsnz.
    simdiden teskkr edrm:D
     

    From: metin aksoy <>
    Date: Fri Jul 18, 2008 1:01 pm
    Subject: ACELE KARAR VERMEYİN
     
    ACELE KARAR VERMEYİN
    Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış... Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış… 'Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı' dermiş hep.
    Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: 'Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın' demişler... İhtiyar: 'Karar vermek için acele etmeyin' demiş. 'Sadece at kayıp' deyin, 'Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç, arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.'
    Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş... Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler. 'Babalık' demişler, 'Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var...'
    'Karar vermek için gene acele ediyorsunuz' demiş ihtiyar. 'Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu, ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?' Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden 'Bu herif sahiden gerzek' diye geçirmişler...
    Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara. 'Bir kez daha haklı çıktın' demişler. 'Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın' demişler.
    İhtiyar 'Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz' diye cevap vermiş. 'O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.' Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.
    Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... 'Gene haklı olduğun kanıtlandı' demişler. 'Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer...'
    'Siz erken karar vermeye devam edin' demiş, ihtiyar. 'Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.'

    KISSADAN HİSSEMİZİ ALALIM ARKADAŞLAR;
    'ERGENEKON SORUŞTURMASI' SAÇMALIĞININ KÖTÜYMÜŞ GİBİ GÖRÜNEN YÜZÜNÜN ARDINDA BENCE ŞİMDİDEN GÖREMEDİĞİMİZ HAYIRLAR VAR GİBİ GELİYOR.
    DAHA ŞİMDİDEN akp ve SÖZÜM ONA CUMHURİYET SAVCISININ ELİNDE PATLAYACAĞI ANLAŞILAN BU DAVA SONUNDA BU ÜLKE İNSANININ NASİHAT İLE ALAMAYACAĞI DERSLER ÇIKACAKTIR BENCE.
    ENİNDE SONUNDA BU ÜLKEYİ SEVEN VATANSEVERLER KAZANACAKTIR BUNU BİLİN VE BAŞKADA SON OLAMAZ ZATEN.
    BU ÜLKE İNSANI ÇOK YIKIMLARIN ALTINDAN KALTI BUNDANDA KALKACAK GÜÇ DAİMA VARDIR ARKADAŞLAR.
     
    İSMAİL METİN AKSOY
      

    From: Bülent AKÇA <>
    Date: Fri Jul 18, 2008 10:37 am
    Subject: B.Coşkun (budur)- Y.Özdil (tarih dersi enfes)-T.Türenç-M.Y.Yılmaz-Y.Bayer (Rektör atamaları üzerine dikkate alnıması gereken bir yazı)

    Bekir COŞKUN

     bcoskun@hurriyet.com.tr

    Dingil...


    BEN sadece "dingil"i yazmıştım:

    Genelde kamyonlarda iki tekerleği birleştiren, borumsu, içi boş demir...


    Dingil...

    İki türlü dingil vardır:

    Tek dingil, çift dingil...

    (.........)

    Yazımda isim yoktu.

    Yani "Dingil" kim, belli değildi.

    Ama AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat "Dingil benim" diye beni mahkemeye verdi.

    Nerden çıkarttı?..

    Nasıl anladı, bilemeyiz...

    Hem de iki dava birden; birisi tazminat davası, para talep ediyor... İkincisi ceza davası, yani hapis...

    Avukatım Şehnaz Yüzer'in bildirdiğine göre, Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı geçen gün ceza istemi davasında "Kovuşturmaya yer olmadığına" karar verdi.

    Kararda, "Basının görevi, toplumu ilgilendiren tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, düşünmeye çağıracak yolda tartışmalar açmak, yöneticileri eleştirmek ve uyarmak, bireyleri içinde yaşadığı toplumun ve yaşadığı ülke sorunları yönünden bilinçlendirmek olduğuna göre. (...) Kovuşturmaya yer olmadığına..." deniliyor.

    Bence ders niteliğinde bir karar.

    *

    Dingile
    gelince...

    Beni, kamu düzenine karşı suç işlemekle suçladığı günlerde, yabancı medyaya Cumhuriyet'in bir "travma" olduğunu söylemesi geliyor aklıma.

    Bunun adı nedir bilemem...

    Bu Cumhuriyet'in okullarında okuyup diploma alan, şirketler kurup zengin olan, ayda 15 milyar maaşla milletvekili koltuğuna oturan...

    O Cumhuriyet'e bağlı kalacağına namusu ve şerefi üzerine yemin eden...

    Ama Cumhuriyet'i kuranlara hakaret edip "travma" diyen bir insana ne denir?..

    Adı nedir?..

    Neye benzer?..

    Ne gibidir?..

    Artık siz bilirsiniz.

    *

    Sözlüklerde dingilin bir diğer anlamı; cambazların yürüdükleri telin üzerinden düşmemek için ellerinde tuttukları uzun sırık:

    Dingil...

     

     

     

     

    Yılmaz ÖZDİL

     yozdil@hurriyet.com.tr

    Balık hafızası


    "Ecevit kişisel hırsından gitmiyor."

    "Mesaisini yerine getirmekten aciz."


    "Ülkeyi hastaneye çevirme!"

    "Kendine zulmetme, çekil!"

    "Millete kıyma, bırak!"

    "Ölümün ertelenmesi, ötelenmesi, hayatın yaşandığı anlamına gelmez..."

    "Mazereti var... Yaşlılık!"

    "Çekilmesini bilmiyor."

    "Ecevit görevinin başında olduğunu söylemiş... Ne olur güldürme bizi!"

    "Fiziken çökmüş."

    "Bitmiş bir insan."

    "Topluma yararlı olmaya değil, anca kendini ayakta tutabilmeye çalışıyor."

    "Git."

    "Çekil."

    "Yerinden ve merkezden olmak üzere, iki yönetim şekli vardır... Şimdi, hastaneden ve evden yönetim çıktı!"

    "Anlaşılan o ki, insan yaşlanınca gerçekleri daha az görüyor, hırsı artıyor. Hastane raporları bile zoraki veriliyor."

    "Her tarafı kırılıp dökülüyor."

    "Çelik korselerle duruyorsun."

    "Düş milletin yakasından."

    *

    Kime ait bu laflar?

    Tayyip Erdoğan'a.

    *

    Ne yazıyorlar şimdi?

    "Darbeci emekli generaller, Ecevit'e çekil baskısı yaptı."

    *

    Hep söylerim... Bu yalaka gazetecilerin en güvendiği konu, "balık hafızası..."

    Kendi yazdıklarını unuttukları için, okuyanlar da mutlaka unutmuşlardır diye tahmin ediyorlar.

     

     

     

    Tufan TÜRENÇ

     tturenc@hurriyet.com.tr

    Ergenekon meğer Ecevit'e bile darbe yapmaya kalkmış!


    ERGENEKON iddianamesindeki bir garip iddia daha sızdı gazetelere: "Ergenekon Örgütü'nün Ecevit hükümetine karşı darbe girişimi..."

    İnsanın gerçekten dili tutuluyor. Meğer neymiş bu Ergenekon.

    Belli ki bu iddianame açıklandığı zaman tam evlere şenlik bir tablo ile karşı karşıya kalacağız.

    İşler bu kadar çığırından çıkarıldığına göre ben de artık yaşadığım bir olayı anlatmalıyım.

    2003 Şubat'ı... Basın Konseyi'nin yıllık geleneksel yemeğinin onur konukları Rahşan ve Bülent Ecevit.

    Başkan Oktay Ekşi, Ecevitler'i lokantanın kapısında karşıladı.

    Yemekte 40 kişi vardı.

    Ecevitler'in ortasına Oktay Ekşi oturdu. Ben tam Ecevit'in karışındaydım.

    Yemekte çok ilginç konuşmalar oldu. O rahatlık ve samimiyet içinde Bülent Bey'e çeşitli sorular sordum. Bir tanesi şöyleydi:

    "Efendim, sizi Başkent Hastanesi doktorları tedavi ediyordu. Onlardan çok memnundunuz. Ama bir gün aniden doktorlarınızı değiştirdiniz. Ne oldu da böyle bir karar aldınız?"

    * * *

    Ecevit hafifçe gülümsedi, sonra da şöyle dedi:

    "Sanırım bir güvensizlik duydum, başka bir doktora gittim. Hepsi bu."

    Yanıt beni tatmin etmemişti, ama üstüne gitmemiştim.

    Ertesi gün gazetede Oktay Ekşi bana ilginç bir bilgi aktardı:

    "Bülent Bey'in yanıtından sonra Rahşan Hanım bana, 'Bülent, Tufan Bey'in sorusuna açık yanıt veremedi. Hastaneye gideceğimizden bir gün önce Bülent'i izleyen ekipten bir doktor bana, size yarın 7 ay yatak istirahati ve çalışamaz raporu verilecek, dedi. Onun için son anda hastaneye gitmeme kararı aldık' dedi."

    Oktay Ekşi'ye, "Rahşan Hanım bunu yazılmamak koşuluyla mı söyledi?" dedim.

    "Hayır."

    "Öyleyse bunu haber yapabiliriz."

    Oktay Ekşi konuyu haber toplantısında açtı. Tartışıldı. Manşet yapılmasına karar verildi.

    Bilgileri Ankara'daki arkadaşlara geçtik, haber hazırlamalarını istedik.

    * * *

    Haber kısa zamanda geldi ve 8 Şubat tarihli Hürriyet'te sürmanşette çıktı.

    Ecevitler sürmanşet hakkında herhangi bir açıklama yapmadı.

    Başkent Hastanesi ise bu iddiaları tümüyle yalanladı.

    Rahşan Hanım'ın bu açıklaması, Bülent Bey'in hastalığı sırasındaki ortalıkta dolaşan söylentilerle örtüşüyordu.

    Söylentilere göre, Ecevit'e başbakanlıktan çekilmesi için baskı yapılacak, bu sağlandıktan sonra yerine Hüsamettin Özkan başbakan olacaktı.

    Ancak söylentilerin hiçbiri gerçekleşmedi ve Ecevit bütün sağlık sorunlarına karşın erken seçime kadar görevini yürüttü.

    O dönemde Ecevit'in çekilmesi gerektiğini hemen her kesimden insan savunuyordu.

    Bunları sivili, askeri, bürokratı, politikacısı herkes her zeminde açık açık konuşuyordu.

    Hatta bazı komedyenler şovlarında Ecevit'in konuşmasını, hareketlerini, dermansızlığını, yürüyüşünü karikatürize ediyordu.

    Ergenekon savcıları, Ecevit'e karşı darbe benzeri girişimde bulunulduğu iddiasını ellerindeki bir belgeye dayanarak mı iddianameye soktular, yoksa onlar da söylentilerden mi etkilendiler?

    Bunu, benzersizliğiyle(!) hukuk tarihine geçeceği kesin olan Ergenekon iddianamesi açıklanınca anlayacağız.

     

     

     

    Mehmet Y. YILMAZ

     mehmetyilmaz@hurriyet.com.tr

    450 soruşturmaya gerek yoktu


    İSTANBUL Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin'in "Medyaya 450 soruşturma açtık. Buna rağmen sansasyonu önleyemedik" dediğini Bugün'de okudum.

    Başsavcı Engin'i tanıyorum. Soruşturma ve dava ile ilgili olarak yapılan sansasyonel haberlerden, yorumlardan ciddi olarak rahatsız olduğunu da tahmin ediyorum. Çünkü kendisi DGM savcısı iken ben de gazete yöneticisiydim ve değişik davalarla ilgili nasıl titizlendiğini yakından biliyorum. Bu nedenle birkaç kez karşısına çıkmışlığım da var.

    Başsavcının sözlerini okurken şunu düşündüm: Demek ki mevcut yasa, gerçekçi ve günün şartlarına uygun bir yasa değil.

    Bir yasa bu kadar kolayca çiğnenebiliyor ve onu uygulamak ile görevli olanlar bunda çaresiz kalıyorlarsa sorun yasanın kendisinde demektir.

    Yapılması gereken, yeni 450 soruşturma daha açıp işi zaten ağır olan savcılığa yeni yükler yüklemek değildir.

    Adalet Bakanlığı'nın bu konuya ciddiyetle eğilmesi ve yasayı özgürlükçü ve sanıkların haklarını koruyacak bir bakış açısıyla ele alması gerekiyor.

    Öte yandan şöyle bir durum da var: Bu 450 soruşturmanın iç dağılımını bilmiyorum.

    Ama önemli bölümünün hazırlık soruşturması sırasında elde edilen bilgilerin, telefon kayıtlarının, tanık ifadelerinin ve bazı kanıt niteliğindeki belgenin haberleştirilmesinden kaynaklandığına kuşku yok.

    Bence asıl soruşturma tam bu noktada açılmalı: O bilgiler ve belgeler medyaya nasıl, kim tarafından ve ne amaçla sızdırıldı?

    O kişi ya da kişilerin soruşturmanın tam merkezinde olduğunu medyada bilmeyen kimse yok.

    Eminim savcılığın da bu konuda fikri vardır.

    450 soruşturma açarak dosya kalabalığı yaratmak yerine, tek bir soruşturma ile sorun çözümlenebilirdi!

    Görgülü olmak ayıp değildir

    DÜNKÜ gazetelerde bir fotoğraf dikkatimi çekti. Çelebi Holding'in 50. kuruluş yıldönümü Dolmabahçe Sarayı'nda verilen bir davetle kutlanmış.

    Fotoğraflardan anlaşıldığına göre şık bir davet. Kadınlar tuvaletli, erkekler smokin ya da koyu renk takım elbiseli.

    Bütün bu tablonun içinde ayrık otu gibi duran bir görüntü var: Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım!

    Yıldırım, açık renk spor bir ceket giymiş. Ceketinin içinde de yakası açık bir spor gömlek görülüyor.

    Bakan Yıldırım, günlük hayatında da İranlılar gibi yaşasa, kravat takmayıp yakasız gömlekle dolaşsa, söyleyebilecek bir şey olmazdı.

    Ama biliyoruz ki kendisi koyu renk takım elbise de giyiyor, kravat da takıyor.

    Böylesine özenilerek hazırlanmış bir davette, giyim kodlarına uymamak, ev sahiplerine ve öteki davetlilere "sizi takmıyorum, sizi ciddiye almıyorum" mesajı vermektir.

    Bakan Yıldırım'ın aklından böyle bir şey geçirdiğini zannetmiyorum aslında. Ama giyim tarzının ortaya koyduğu mesaj bundan başka bir şey değil.

    Toplumsal görgü kurallarına uymak sanıldığı kadar zor bir şey değildir ve uyanı küçültmez.

    Siyasette en üst mevkilere çıkmış kişilerin toplumsal görgü kurallarına uymak için çaba göstermeleri, aynı zamanda kendilerine duymaları gereken saygının da gereğidir.

    Bu da 'demokrat AKP'ye' kapak olsun!

    İŞTE kendilerini AKP'nin demokrat olduğu zehabına kaptırmış bir kısım aydına "kapak olacak", dün yayımlanmış iki ayrı haber:

    Yazar Nedim Gürsel hakkında "Allah'ın Kızları" isimli romanında "halkın bir kesiminin benimsediği dini değerlere hakaret ve aşağılama" suçu nedeniyle soruşturma başlatılmış.

    Savcı, soruşturma sonunda dava açarsa Gürsel altı aydan bir yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak.

    Türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasını öngören Anayasa değişikliğini iptal eden Anayasa Mahkemesi'ni sert bir dille eleştiren Star yazarı Mustafa Karaalioğlu da 12 yıl hapis istemiyle yargılanacak.

    Türkiye için hiç yadırganacak bir durum değil.

    Gazeteci ve yazar olup bu süreçlere bir kere olsun ayağı takılmayanlar da Allah'ın şanslı kulları olmalı.

    Memleketimiz için yadırgatıcı olmayan bu durum, bir parçası olmak için kolumuzu feda etmeye hazır olduğumuz AB ülkeleri için kabul edilebilir bir durum değil.

    2002 senesinin kasım ayından beri AKP tek başına hükümette.

    Ve ülkemizde hálá bu tür davalar açılabiliyor; çünkü AKP, sadece kendisine demokrat.

    Demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla bu ülkede hákim olmasını isteyen bir partinin iktidarında böyle davalar açılabilir miydi?

     

     

    Yalçın BAYER

     ybayer@hurriyet.com.tr

    Ergenekon gölgesinde kalan rektör atamalarına dikkat


    21 üniversitenin rektör adayları YÖK'e gitti. Adaylarla mülakatlar yapıldı. Her şey bitti. Şimdi YÖK adaylardan 3'ünü seçip, içlerinden birisini atamak üzere Cumhurbaşkanlığı makamına sunacak.

    Bunlardan birisi de Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi... Önce seçim sonuçlarını verelim. Toplam 782 öğretim üyesi oy kullandı. Bunların %33'ünü yani 262 oyu Prof. Murat Aydın alarak birinci çıktı. Aydın'ı, %23 ile yani 183 oyla Prof. Hüseyin Akan, %20 ile 157 oyla Prof. Erdal Ağar takip etti. Diğer adaylardan Prof. Mehmet Koyuncu 76, Prof. Hakan Muğlalı 46, Prof. Tayyar Cantürk 35 ve Prof. Fahrettin Çelik ise 15 oy alabildi. 6 oyun geçersiz sayıldığı seçimler sonucunda şimdi gözler YÖK'e çevrildi. Çünkü haftaya YÖK'ün listeleri Cumhurbaşkanlığı'na göndermesi bekleniyor. Üniversitelerin hepsinde olduğu gibi Samsun'da da (özellikle de Erzurum Atatürk Üniversitesi'nde) rektör atamaları çok önemli. Samsun'dan gelen bir not durumun önemini daha da ortaya koyuyor:

    "Samsun Atatürk'le özdeşleşmiş bir kent. Kurtuluş mücadelemizin ilk tohumunun atıldığı 19 Mayıs 1919'dan bu yana belki de Samsun için en önemli ve en kritik bir atama olacak. Neden mi? Belki de diğer üniversitelerde de benzerleri vardır. Ancak Samsun'da, laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiği için Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan RP'nin 1995'de Samsun milletvekili adayı olan Prof. Dr. Hüseyin Akan'ın çevresi kendisini rektör seçtirtmek için büyük bir kulis faaliyeti yürütüyor. Akan'ın tarikatların desteğini aldığı ileri sürülüyor. Şubat 2008 başında türbana özgürlük amacıyla hazırlanan 'üniversitelerde özgürlükler' başlıklı bildiriyi imzalayanlar arasında olduğu da biliniyor. Ne yazık ki rektör atamalarının belli olacağı süreci, Ergenekon gündemi gölgeliyor. Tarikat ve cemaatçiler ve yandaşları, ellerini ovuştururken "Halk Ergenekon'la meşgul iken biz rektör atamalarını bitirelim" diye etmiyorlar mı?"

    (Bu konuda bilgi sahibi olmak isteyenler Arslan Bulut'un Yeniçağ'da 28.6.2008 tarihli 'Gül onaylar mı; Humeyni düşüncesi Samsun'a çıkar mı?' başlıklı yazını okumalıdırlar.)

    GÜNÜN SÖZÜ

    "Güçlü olmak ile erdemlilik birbirine karıştırılır ve güçlü kendini her şeye kadir sanma eğilimi gösterir." (J. William Fulbright)

    Agarta zırıltısı

    BİLİMSEL araştırmacı, sanat tarihçisi Bülent Tarcan, Agarta tartışmaları üzerine bir not gönderdi. Agarta'lara ait mağaraların Taklamakan Çölü'nün Çin'e doğru uzantısında, eski Miran kentinde bulunduğunu belirterek özetle şöyle diyor:

    "Çin'in, buraları, yani resmi tarihin bir türlü kabul etmediği TÜRÜK BİL'in topraklarının işgali üzerine rahipler yok olmuşlar, tahta panolar ve öteki eşya kamyon, deve yükleriyle Paris, Londra, Berlin ve Pekin'e kaçırılmıştır. (Bilinmeyen İç Asya, L.Ligeti, Türk Dil Kurumu yayınları No. 527) Türk Tarih Kurumu Başkanı Sayın Halaçoğlu'na saygılarla bildiririm. Çünkü Ön-Türk Uygarlığı çok geniş bir şekilde bu müzelerde kimseye gösterilmeden saklı tutulmaktadırlar.

    - Yeraltı yollarına gelince sanırım, Orta Asya'nın çöl olan kısmında Asyalı kardeşlerimiz yeraltında yılanvari döşenen uzun su yolları açmışlardır. Bu insan becerisinin şaheseri olan su yolları yazarın hayalini harekete geçirmiş olacaktır. Bunun gerisi "teferruat bile değildir".

    Türkçe bilmeyen, Ön-Türkçe yazıları okuyamayan, sansasyon yaratmak üzere kalemi eline alan Mısır doğumlu Fransız yazar, kulağında kalan yarım yamalak, aslı astarı olmayan söylentilerden Agarta adlı bir saçmalık yaratmıştır.

    Acaba, Ön-Türk uygarlığının ortaya çıkmaya başladığı şu sıralarda bu uygarlığı daha başlangıçtan karalamak için, maksatlı olarak mı ortaya çıkarılmıştır?"

    "AGATHA Christie romanları ne kadar gerçekse, Agarta (Ergenekon) o kadar gerçek."

    Hükümet su krizine karşı ne yapıyor

    CHP İzmir Milletvekili Dr. Canan Arıtman, "Ülkemizin büyük bir su krizine sürüklendiğini" belirterek, bu konuda ne yapıldığını soruyor. Arıtman, Başbakan'a yönelttiği soru önergesinde su krizinin iyi yönetilmediğini, su tasarrufu sağlamak için ne gibi çalışmalar yapıldığını belirterek sorularına şöyle devam ediyor:

    "Türkiye genelinde şebeke sularında illere göre arsenik oranı nedir? Türkiye genelinde içilebilir değerlere sahip su araştırması yapılmış mıdır? Yapılmışsa içilebilir su değerlerine sahip olan ve olmayan kaç ilimiz vardır? Ülkeyi yönetenlerin kendi halklarına karşı en hayati görevlerinden biri olan 'su hakkı'na, yani herkesin yeterli, uygun, sağlıklı, karşılanabilir ve fiziksel olarak ulaşılabilir suya sahip olma konusunda hükümetiniz tarafından şimdiye kadar yapılan çalışmalar nelerdir? Bu çalışmalarda başarı sağladığınızı düşünüyor musunuz?"

    Biliyor musunuz

    ADD'nin cumartesi günü KADIKÖY İskele Meydanı'nda saat 11.00'de düzenlediği 'Atatürk ve Demokrasi' mitinginin 13.00'de yapılacağına ilişkin yanıltıcı mesajlar yayınlandığını...

    CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin'in, bugün "Melen suyu ile ilgili İstanbul halkından saklanan gerçekleri belge ve görüntülerle kamuoyuna" açıklayacağını duyurduğunu...

    İSTANBUL Barosu'nun 22 temmuz salı günü Lozan Anlaşması'nın 85. yılı nedeniyle düzenlediği panelde Prof. Engin Berber, Doç. Sibel Özel, Hülya Emin, Yard. Doç.Yücel Bozdağlıoğlu'nun konuşacağını (0212-251 98 55)

    MESAJ PANOSU

    İSTANBUL Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin'nin, Ergenekon iddianamesinin içeriğini açıklamamasının sebebi kanımca Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun 11 Temmuz'daki "Başsavcı iddianamenin içeriğini açıklarsa suç işler" açıklamasında bulunmasıdır. Yoksa Başsavcı, 14 Temmuz'da çok daha detaylı bilgiler sunacaktı.

    Murat SOLAK

    AGARTA
    ya da Ergenekon ya da her ne haltsa. Bunca sözden sonra Atatürk'ün de bu örgütten olduğunu anlıyorum. Yüce Ata'mızı da iddianameye alacaklardı ama... Henüz o kadar güçlü değiller sanıyorum. Dava başlasın, yıllar sürecek nasıl olsa bir ara ek bir iddianame düzenleyip Mustafa Kemal'i de işin içine katarlar, yakındır. (Not. Atatürk'ün olduğu her örgütte ben de varım.)

    B.Uğur BANOĞLU

    ÖDP
    Başkanı Ufuk Uras'ın Ergenekon'un sonuna kadar gitmesi için Meclis araştırma komisyonu kurulması önergesine Başbakan dahil tek bir AKP'li destek vermemiş. Neden acaba?Semih KALKANOĞLU

    Ahmet Hakan (sevmem ama doğru yazmış) (yayınlanmayabilir. size kalmış moderatör :) )

    Ahmet HAKAN

     ahmethakan@hurriyet.com.tr

    Senin de gözün kör olmuş be hacım


    EY "Ergenekon için söylenen her söze kandım / Pervane misali ampule yandım" havasına girip, burunlarından hiç kıl aldırmayan benim demokrat abilerim, ablalarım, kardeşlerim...

    Sözüm sizedir...

    Görüyorum ki...

    Oktay Ekşi'nin, "Eskişehir'de bulunan bombalar" ile "Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan bombalar" arasındaki eşleştirmeyi es geçmesi karşısında celallenmiş durumdasınız...

    Ha bire giydiriyorsunuz...

    İyi, güzel de abilerim, ablalarım...

    Siz de bazı şeyleri es geçmiyor musunuz?

    Mesela...

    "Mezara tahliye" vakasına neden gözünü kapatıyorsun, zalime zulmünü haykırmakla meşhur Cengiz Abi...

    Mesela...

    "Agarta" saçmalığıyla kafa bulan, matrak ve şahane bir yazıyı ne zaman kaleme alacaksın Ahmet Abi?

    Mesela...

    "7 Temmuz Planı" üfürmesinin kimin işi olabileceğine dair hiç olmazsa iki satır oynatmayacak mısın Gülay Abla...

    Mesela...

    "Ergenekoncular nükleer silah üretmiş olabilir" sallamasına küçük de olsa bir gönderme yapmayacak mısın Emre kardeş?

    Mesela...

    "Sinan Aygün neden alındı? Neden bırakıldı?" sorusunun yanıtını vermeyecek misin "Çok şey biliyor gibi yapanlar" kabilesinden Şamil birader?

    Mesela...

    "Kasa" denilen adamın "beş parasız" çıkmasına dair şöyle dokunaklı ve yüreklere işleyen bir makale döktürmeyecek misin Ahmet Taşgetiren üstat?

    Mümtazer Hoca da ifade verecek mi?

    ESKİ "ülkücü", eski "Çillerci", eski "Kurşunu atan da, yiyen de şereflidir" konseptinin yaratıcısı...

    Yeni "demokrat", yeni "AKP yandaşı", yeni "Zaman gazetesi yazarı"...

    Muhterem Mümtazer Türköne hocamız, gayet haklı, gayet yerinde, gayet isabetli saptamalarda bulunmuş...

    Şunları söylüyor:

    BİR: NATO ülkelerinde "Gladyo" adı verilen devlet içinde yapılanmış, devlet için operasyon yapan, hukuk dışı örgütlenmeler işbaşındaydı.

    İKİ: Bu yapılar, NATO ülkelerinde 1990'ların başında tasfiye edilmiştir...

    ÜÇ: Ergenekon operasyonu, "Türk Gladyosu"nun biraz gecikmiş bir tasfiyesinden ibarettir.

    Bu saptamalar el hak doğrudur...

    Ancak... Bir sorun var!

    "Türk Gladyosu"nun şahlanış yıllarında Mümtazer Hocamız, "Türk Gladyosu"nun sırtını sıvazlayan hükümetin başının "başdanışmanı" değil miydi?

    Anımsayalım:

    "Kurşunu atan da, yiyen de şereflidir" vecizesi, Güneydoğu kentlerinde oraya buraya bombaların atılması durumu, Azerbaycan'da darbe tezgáhlanması, Kürt işadamlarına yönelik suikastlar, Türkmen bölgesinde kılık değiştirmiş Ergenekoncuların "Türk Lawrence" piyesi çevirmeleri falan...

    Madem bugün "Ergenekon" davası, "Türk Gladyosu"nu tasfiye ediyor...

    O halde...

    "Türk Gladyosu"nun şahlanış yıllarında pek mühim vazifeler icra eden Mümtazer Hoca'nın da, Savcı Zekeriya Bey'imizin karşısına geçip bildiklerini anlatması gerekmez mi?

    Aman Mümtazer Hocam, hemen paniğe kapılma!

    "Sanık" sıfatıyla değil canım, "tanık" sıfatıyla...

    Özden Örnek Paşa'nın yapması gereken 5 şey

    BİR: Eğer "Darbe Günlükleri", gerçekten de kendisinin kaleminden çıkmamış ise... "Kim ulan benim adıma günlük tutan müptezel?" diyerek ortalığı ayağa kaldıracak bir çıkış yapmalıdır.

    İKİ: Bazen susmak gerekir, bazen de konuşmak... "Bahriye'nin altın çocuğu"na yakışan ise bunun stratejisini çizmektir... Aksi takdirde aynı zamanda hem laikler, hem de demokratlar tarafından kuşatılmış olacaktır.

    ÜÇ: Bazı durumlarda "eşlerin gözyaşlarıyla açıklama yapmaları"nda yarar olabilir... Ama bundan önce düşmanların sayısını azaltmak için çaba sarf etmek gerekir. Bunca düşman varken eşin gözü yaşlı açıklaması aleyhte kampanyayı azdırabilir.

    DÖRT: Madem olay, daha düne kadar herkesin alkışladığı "Paşa oğlunun paşa belgeseli"ne bulaşmaya kadar vardı... O zaman acaba "artık adam olmuş" oğulun, bu suçlamalara karşı mukavemet göstermesi gerekmez mi?

    BEŞ: "Hem Tayyip'le iş tut / Hem de Tayyip'i devirmenin günlüğünü tut" imajı biraz haksız biçimde üzerine yapıştı kaldı... Bu tür yerleşmiş imajları devirmek için bazen çok sarsıcı hareketler yapmak gerekir ki sanırım Özden Paşa için böyle bir dönem geldi de geçiyor bile...

     

    __._,_.___
    http://www.GRuPLaR.iNFo

    Paylasimlarimiz http://www.suzme.net


    Grup Web adresi: http://groups.yahoo.com/group/CheLeBi
    Grup Mail adresi: CheLeBi@yahoogroups.com 


    Uyelik icin : CheLeBi-Subscribe@YahooGroups.Com bos bir mail atip geri gelen comfirm maili yanitla gonder (reply send) yapmaniz yeterlidir.

    Uyelikten Ayrilma: CheLeBi-Unsubscribe@YahooGroups.Com bos bir mail atip geri gelen comfirm maili yanitla gonder (reply send) yapmaniz yeterlidir.

    Gunde tek mail (sadece düzyazı): CheLeBi-Digest@YahooGroups.Com bos bir mail atmaniz yeterlidir.

    Tatile gidecegim mail gelmesin :): CheLeBi-Nomail@YahooGroups.Com bos bir mail atmaniz yeterlidir.

    Mailler Normal gelsin : CheLeBi-Normal@YahooGroups.Com bos bir mail atmaniz yeterlidir.

    750 kb asan videolarinizi chelebivideo@gmail.com adresine atabilirsiniz.



    http://www.gruplar.info
    MARKETPLACE
    You rock! Blockbuster wants to give you a complimentary trial of Blockbuster Total Access.
    Recent Activity
    Visit Your Group
    New business?

    Get new customers.

    List your web site

    in Yahoo! Search.

    Wellness Spot

    Embrace Change

    Break the Yo-Yo

    weight loss cycle.

    Discover photos

    and scrapbooking

    groups in the

    Familyographer Zone

    .

    __,_._,___

    0 yorum: